“GÖNÜL Kİ YETİŞMEKTE”

Ufak tefek rahatsızlıklar dışında herhangi bir sağlık sorunum yok. Ekonomik açıdan düze çıktığım aşağı indiğim yükseldiğim dalgalanmalı zamanlarım oluyor ama bunlarda bir şekilde toparlanıyor. Yaşım itibariyle insan olgunluğuna tam eriştiğim söylenemez hala bir delikanlıyım denebilir. Bu halimi ancak başlıktaki ifade ile açıklayabilirim.

Psikologların, Psikiyatristlerin ve bilumum doktorlar hangisi bana yardım edebilecek? Bana şu ifadeden daha güzel bir tanım, teşhis veya isim bulabilecekler mi? Depresyon, anksiyete, psikoz vb. kulağa hiç hoş gelmiyor. İnsana yakışır ifadeler değil.  Onlarda ne yapsın? Yaşadığımız hayat insana yakışır bir hayat değil. Her insanın kendi içinde kendi kapitalini kurduğu veya buna icbar edildiği bir zamanda geçirdikleri süreçlerin tanımları da böyle kof olacak. Herkes patron YUPPİ! İnsanlar artık patronla muhattap bile olmuyor müdürler var patronların kapitalistlerin kendisi yok ortada paraları var. Parası olan herkeste patron miktarı önemli değil. Tekelci sermayeler artık rekabet dahi etmiyor. Kapitalist önceden girişken, çalışkan, mücadeleci bir insanken bugün belli kapitallerin tekeli ele geçirmesiyle ortada dahi olmayan sadece yiyen bir varlık. 21. yüzyılda kapitalin daha doğrusu bu zihniyetin tabana yayılması nasıl bir şey? Kapitalist devlet düzeni nasıl işler? Uzun uzun ayrımlarını yapmak lazım. Şuanda bu yazının bütünlüğü adına kısa kesiyorum. Sorgulanması gereken çok şey var yoksa. Peki ben bu düzen içerisinde avantajlı bir konumu ele geçirmek için hiç hırs etmedim mi?

Kim bilir kaç insan bu dünyadan böyle geçti gitti? Halen daha zamanımızda da tarihin içinde de hayret edilebilecek olaylar, durumlar, insanlar bulabiliyoruz. Bu da hayret edilecek bir şey. İlk görüşte göremediğimiz şeyler sonradan farkettiklerimiz bizi hayrete düşürüyor olmalı. Bütünlük içinde yazmak isteğim vardı ama kelimelerin götürdüğü yere ihanet etmemek adına kendi kafamda kurduğum bütünlük kalıbını kırarak yazacağım bu saatten sonra. Sartre “Edebiyat nedir?” diye sormuş. Ne kadar yavan tekdüze bir soru. Asıl sorulması gereken soruyu Blanchot sormuştu “Edebiyat nasıl mümkündür?” ne kadar harekete geçirici çoğaltıcı bir soru. Blanchot’un sorusu üzerinde düşünülmeye değer. İnsan ilişkileri edebiyatı imkansız hale doğru götürürken biz yaşadığımız zamanda ve mekanda edebiyatı nasıl mümkün kılacağız? Kapitalizmin bugün aldığı şekli kavramamız lazım. Bütün hayatımızı – en azından kaba hatlarını- tayin eden bir sistemden söz ediyoruz. Burada bunun kimseye kavratacak bilgi birikime veya görüş açısına sahip olduğumu iddia etmiyorum, henüz değilim zaten. Ama bu görüş açısına veya bilgi birikime sahip olmak kadar istediğim başka bir şey varsa o da şiirimin başka bir kulağa eriştiğini bilme isteğidir. Allah gösterirse bir gün bu konularda konuşurken insanlar “Bu adam ne demiş? Ne der?” diye akıllarından geçirmeden edemeyecekler. Ne hayal kuramayacak kadar yaşlanmadım ne de gelecekte hayatın beni nasıl bir adam haline getireceği konusunda kaygı duymayacak kadar. O yüzden böyle iddialı bir cümle kurabiliyorum. Kurabiliyorsam neden kurmayayım?

Başlıktaki ifade bana ait değil Gustav Flaubert’in bir romanının ismi. Cemal Süreya çevirmiş romanı merakla okumam için bekliyor. Parentez içinde de “Bir delikanlının romanı” diye not düşülmüş. “Beni öldü bilin.” deyip bir dağbaşına çıkasım var. Ne yapayım? Koca karılar gibi milletin dedikodusunu yaparak sayılı nefesimi mi tüketeyim? Ne yapalım?

YUSUF MİRZA KESKİN

Posted on